Kayıtlar

Şubat, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor
ALTINORDU DEVLETİ’NİN ÖNCESİ VE SONRASI
Çok parçalı prensliklerden (knez) oluşan Rusların, birliklerini sağlamaları
(Tarihin Aydınlattığı Gelecek (2002) Kitabından)

Türklerin Osmanlı Devletini kurarak, Avrupa’ya doğru hızla ilerlediklerini kitabın önceki bölümlerinde gördük. Çok parçalı olan Avrupa devletleri zaman zaman birleşerek Türklere saldırdılar. Ancak, her defasında yenilerek ve toprak kaybederek geri dönüyorlardı. Bu sırada Karadeniz’in kuzeyinde ise Altınordu Devleti vardı. Bu devletin gücü tek tek, her bir Avrupa devletinden fazlaydı.
Altınordu Devletinin kuzeyinde ve kuzeybatısında ise Ruslar vardı. Bu millet Slav kökenli ve Ortadokstur. Ruslar, kısmen Kiev ama genelde Moskova ve kuzeyinde prenslikler halinde yaşıyorlardı. Prenslikler birbirleriyle ve çevresindekilerle sürekli olarak savaşıyorlar, genişlemeye çalışıyorlardı. Hatta çevrelerindeki bazı milletlerle birleşerek Bizans’a bile saldırdıkları oldu.
Fakat Karadeniz’in kuzeyinde 4. yüzyıldan itibaren hep Türkler vardı. Sı…

AVRUPA’DAKİ FİKİR AKIMLARI TARİHİNİN ÖZETİ

AVRUPA’DAKİ FİKİR AKIMLARI TARİHİNİN ÖZETİ

Avrupa’da ilk düşünürler Antik Helen Çağı denilen belirli bir dönemde ortaya çıktılar. Sokrates’ten (M.Ö. 470-399) sonra, Atina’daki filozoflar ve bilginlerin bakış açıları değişti. Bu sebeple Antik Çağ filozoflarının dünyası genel anlamda, Sokrates öncesi ve sonrası olarak değerlendirilmektedir. Önceki filozofların ortak yönleri, tabiatın içerisinde evreni açıklayabilecek bir unsur aramalarıdır. Sokrates onlara yönelttiği şiddetli eleştiri ile felsefeye yeni bir çıkış noktası kazandırdı.
Sokrates için anlatılanlar birbirini tutmaz. Ama onun “olumsuzlayıcılık”, bir başka deyişle şüphecilik ve sorgulayıcılık yönü hakkında, bütün düşünürler hemfikirdir. Sokrates, insanların sahip oldukları her türlü bilgiyi yadsıdı(garipsedi, kabul etmedi). Kişilerin bilgiye sahip olduklarını sandıklarını, oysa sahip olmadıklarını ispatlamaya çalıştı. Hep sorgulayıcı oldu. İnsanları basmakalıp düşüncelerden vazgeçirmeye çalıştı. Sorgularken görünüşte alaycıydı. A…

BATI MEDENİYETİNİN BUGÜNKÜ DURUMU

BATI MEDENİYETİNİN BUGÜNKÜ DURUMU

(Tarihin Aydınlattığı Gelecek (2002) Kitabından)

İlmi ve teknolojik gelişmelerin dışındaki medeniyet anlayışının (yani insanlık ve duyarlılığın) Batıda geldiği durumu, yine Batılı yazar ve düşünürlerden öğrenelim.
Raoul Vaneigem, “Gençler İçin Hayat Bilgisi El Kitabı”nda; “Çürüyen gündelik hayat. ‘Hayatta kalmak için çalış, tüketmek için hayatta kal!’ Bu cehennemi döngüde yaratma tutkusuna, hazza yer yoktur. Her üretkenlik çağrısı köleliğe bir çağrıdır. Maddi olan, iktisadi olan, kamusal ve özel yaşamı tahakkümü altına alır. Maddi-manevi her şeyi tüketme yeteneğimiz, hiyerarşinin basamaklarını çıkış hızımızı gösterir. Küçük ‘yurttaşlar’a toplumsal roller öğretilir. Tam olarak benimsenen her rol, gösteri hiyerarşisinde yükselmeyi sağlar. Yaşam hazzındaki niteliğin yerini hıza dayalı nicelik almıştır.” diyor.
Michel Henry, “Barbarlık” adlı yapıtında şu konulara dikkat çekiyor: Tekniğin özerk işleyişine; doğa bilimlerinin nesnelliğiyle büyülenmiş sözde-insan…

BUHARLI MAKİNENİN İCADI (İLK TEKNOLOJİK DEVRİM)

BUHARLI MAKİNENİN İCADI (l750) İLK TEKNOLOJİK DEVRİM

Matematiğin sanayiye uygulanması sonucu verimi kesintisiz olarak artıran Batının, “öteki” dünyaya ezici üstünlük sağlama yoluna girmesi

Avrupa 1492’de bir mucize ile karşılaşmıştı. Dünya üzerinde yepyeni, geniş ve bakir topraklara ulaşılmıştı. Yeni gittikleri topraklarda ciddi hiçbir rakip yoktu. Karşılarında kılıçları bile olmayan gariban topluluklar vardı. Birbirlerinin rakibi, yine kendileriydi yani diğer Batı Avrupa Devletleriydi. Batı Avrupa’nın en az yirmi katı olan yeni yerlerin yer altı ve yerüstü maddi ve manevi zenginliklerini kolayca sömürdüler. Buna rağmen bir türlü beklenen ilerlemeyi sağlayamadılar. Çünkü altyapıları yeterli değildi. Hâlbuki düşünüldüğünde keşiflerin çok önemli olduğu anlaşılır. Günümüzde uzayla ilgili çalışma yapanlar bile, ilerisi için 1492 keşfinde olduğu kadar önemli bir getiri beklemiyorlar. (Burada bazı sorular akla geliyor. Acaba aynı şans Osmanlı Türklerinin karşısına çıksaydı sonuç ne olurdu? Hem…

II. GÖKTÜRK DEVLETİNİN KURULUŞU

II. GÖKTÜRK DEVLETİNİN KURULUŞU

(Halkın soy bilincine ve bağımsızlığına sahip çıkışı)
Çin kaynaklarında T’u-kü-eler diye geçen I. Göktürk Devleti, iç kavgalar sonucunda 630 yılında yıkıldı. O sırada Türklerin hakanı, El Kağan idi (620-630). Hakan, 626 yılında bütün olumsuzluklara rağmen güçlü bir ordu kurdu. Çin’in o dönemdeki başkenti olan Çang’an’ın kapılarına dayandı. Ama J.P.Roux’nun Orta Asya eserinde aktardığına göre (s.140), şehrin zarar görmemesi için “savaşmaktansa anlaşmayı tercih” etti. Böylece bir daha bulamayacağı fırsatı kaçırmış oldu. Çinliler cesaretlendi. Sonuçta El Kağan yenildi. (Bu durum 1683’te Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın Viyana önündeki davranışı ve sonucuyla benzeşmektedir.)
Devlet zaten içteki bölünmelerden dolayı zayıflamıştı. Ülkenin önemli bir bölümü Çin’in denetimine geçti. Olayların bu yönde gelişmesinde Çin imparatoru (imparator olmadan önceki adı Li Şımin olan) Tay-Dzung’un (626-649) büyük bir askeri dehaya sahip olmasının da rolü oldu. Birçok tarihçiye…