TALAS SAVAŞI
1.
Araplarla Türklerin arasındaki düşmanlığın azalması
2.
Çin’in batıya doğru ilerleyişinin bin yıl sürecek ölçüde
durdurulması
Türklerin Müslümanlıkla ilk tanışmaları Hazar Türkleri
ile oldu. Daha sonra ise köle ve paralı askerlik yoluyla oldu
(674). (Bu konuda ayrıntılı bilgi, "Tarihin Aydınlttığı
Gelecek" kitabının Türklerde Müslümanlık bölümünde
verilecektir.) Hz. Ömer döneminden itibaren Araplarla Hazar Türkleri
birbirleriyle ciddi savaşlar yaptılar. Savaşların sonunda
Araplar, Hazarların ülkesini ele geçiremediler. Bu savaşlarda
Arapların gösterdikleri sert davranışlar, Hazarları Müslümanlıktan
soğuttu. Bizans’ın baskılarından kaçan Musevilerin de
etkisiyle Hazarların yöneticilerinden
Museviliği seçenler oldu. Halk ise, eski Türk dinine bağlı
olmayı sürdürdü.
Batı Türklerinde durum böyleyken, Doğu Türkleri
ile Müslümanlar arasındaki mücadele de karşılıklı çatışmalarla
devam etti. Bu mücadeleler sırasında da Arap savaşçıların
sivillere karşı bile çok acımasız davranmaları aralarının açılmasına
neden oldu. Nitekim ünlü Arap komutanı Kuteybe Horasan valisi
iken Belh ve Beykend şehirlerinde halka karşı çok acımasız
davranışını tarihçi Narşahi üzüntüyle anlatır. Dolayısıyla
717 yılından itibaren Fergana, Semerkant ve Baktriane kıralları
Araplara karşı koyabilmek için sık sık Çin’den yardım
istediler.
II. Göktürk Devletinin Hanı Kapgan kağan 716 yılında,
Çinlilerin kışkırttığı Bayırku tarafından pusuya düşürülerek
öldürülmüştü. Yerine geçen oğlu İnal Bögü ise güçlü
bir kişiliğe sahip değildi. Refik Özdek’e göre (I.cilt s.81
ve 113), bunu fırsat bilen Türkeşler Sulu Çor Kağan öncülüğünde
isyan ettiler. Ve bağımsızlıklarını kazandılar. Göktürklerin
“On-Ok” kolundan olan Türkeşler (Türgişler) Talas-Isık Göl-Semerkant
arasında oturuyorlardı. Ancak kısa sürede birbirlerine düşerek
“Sarı” ve “Kara” Türkeşler olarak parçalandılar.
Sonunda Sarı Türkeşlerin lideri Kül Çor, Sulu Çor’u öldürerek
galip geldi ve “Baga Tarhan” adıyla başa geçti (738). Ancak
Emevilerin yeni Horasan valisi Nasr İbni Seyyar, Taşkent yakınlarında
Baga Tarhan’ı pusuya düşürerek esir etti. Türk ordusunun gözü
önünde de idam ettirdi.
Bu vaka Türkler açısından iki olumsuzluk getirdi.
Birincisi Türklerin Araplara karşı başlayan nefretini artırdı.
İkincisi Türkeşler Devletinin yıkılmasına sebep oldu. Zaten
II. Göktürk Devleti de İnal Bögü yöntiminde iyice zayıflamıştı.
Bu olaylar bazı Türk yazarlarının, Talas savaşını
tamamen farklı yönde algılamalarına yol açmış olabilir.
Nitekim sayıları az da olsa bazı kişiler, Talas Savaşında Çinlilerle
Türklerin birleşerek Araplara karşı mücadele ettiğini ve
Arapları yendiklerini iddia etmişlerdir.
Bu sıralarda Göktürk Devleti yıkıldı. II. Göktürk
Devleti’ni yıkılmasında etkin olan (744) Uygurlar, onların
yerini dolduramadılar. Türkler sanki başsız kalmışlardı. Çin,
tekrar ilerlemeye başladı. Arapların saldırılarından çekinen
kırallıkların Çin’den sürekli yardım istemeleri de Çin
ilerleyişini hızlandırıyordu. Sanki Türkler için karanlık dönem
yeniden başlıyordu. Tam bu sırada pek tahmin edilemeyen bir olay
oldu.
Parçalanan Türkeşlerin “Kara Türkeşler”
gurubu 742 de Çinlilerin desteğiyle Tumoça komutasında bağımsızlıklarını
korudular. Taşkent (Keş)’teki bu Kara Türkeşlerin sonraki hükümdarı
Bahadır Tudun, Çinli komutan Kao Siyen Çe (ya da Gao Hsien-çı)
tarafından öldürüldü (751). Bütün mallarına el konuldu. Şehir
yağma edildi. Çinli komutan hükümdara söz verdiği halde, onu
komplo ile ve onursuzca öldürtmüştü. Bu olaydan sonra kaçmayı
başaran hükümdarın oğlu, Karluk Türklerinden ve Araplardan
yardım istedi.
Bu gelişmeden bir yıl önce, İslam İmparatorluğu’nda
Emeviler yıkılarak (750), yerlerine Abbasi sülâlesi gelmişti.
Bu durumun gerçekleşmesinde, Horasanlı Türk olduğu söylenen
Ebu Müslim’in çok önemli bir rolü oldu. Çünkü Ebu Müslim
745 yılında Emevilerin Horasan valisi Nasr İbni Seyyar’ı
yenerek Horasan’dan çıkartmıştı (745). Bu olay Emevilerden
memnun olmayan Müslümanlar için bir kıvılcım oldu. (Ebu Müslim’i
o bölgedeki milletlerin hepsi, kendi ulusundan biri olarak görüyordu.
Bunun nedeni, belki bölge halkının Emevilere karşı duydukları
nefretti belki de, ordusunda değişik milletlerden insanların
bulunması idi.)
Türklerin yardım istediği sırada Horasan valisi
olan Ebu Müslim, Arap liderleri gibi düşünmedi ve komutanı Ziya
bin Salih’i gönderdi. Karluk Türkleri (Karahanlılar
Devleti’ni kuran ana boydur) ise zaten Çinlilere düşmandı. II.
Göktürk Devleti’nin yıkılmasıyla bağımsızlıklarına kavuşmuşlardı.
Onlar da olumlu cevap verdiler. Böylece 751’de birleşen
kuvvetler, Talas nehri kıyılarında Çin ordusunu ezdiler.
Çinlilerin yok olurcasına yenilmelerinde Karluk ve
Yağma Türklerinin Çin ordusunun arkasına sarkmaları ve onları
iki ateş arasında bırakmaları etkili oldu. (Hayati Ülkü ise
(s.775), Çin ordusundaki Karluk ve Yağma Türklerinin savaş sırasında
Arapların tarafına geçtiğini anlatır. Halbuki Karluklar, bağımsızlıklarına
kavuştuktan sonra Balkaş gölü civarına çekilmişlerdi. Çinlilerle
aralarında Türgişler, Göktürkler ve devlet olarak Uygurlar vardı.
Uygurlar ise yıkılan Göktürk Devleti’nin mirasçısı olduklarını
iddia ediyorlardı. Dolayısyla, Göktürklere karşı bağımsızlık
için isyan eden Karluklara düşmandı. Yani bu iddianın doğru
olması ihtimali yoktur.)
Bu dönemde Çin’de Hsiuen-Dzung iktidardaydı. Bu
kişi edebiyat ve güzel sanatlar bakımından parlak bir hükümdarlık
yaptı. Ancak bu davranışı ülkesinde karışıklık yarattı.
Talas savaşından iki ay önce, doğu sınırındaki sorunlar yüzünden
çıkan iç kargaşada Çin, Roux’ya göre (Orta Asya s.190),
60.000 askerini kaybetmişti. (Bu durum Osmanlı İmparatorluğundaki
Lâle Devri ve sonundaki Patrona Halil isyanı ile benzeşmektedir.)
Çinlilerin Talas savaşında da ağır bir yenilgi
almaları üzerine, An-lu-şan (Ngan-lu-şan) adlı bir kişi paralı
askerlerden oluşan ordusuyla iç isyan çıkardı (755). Roux’ya
göre (Orta Asya, s.200) bu kişi ya Türk ya da İran-Türk
melezidir. Bu olay Çin’de 8 yıl süren bir iç savaş başlattı.
İsyancılarla baş edemeyen Çin, Uygur Hakanı Bügü
Kağandan (Roux’ya göre ise (Orta Asya, s.200), Bayan Çor’dan)
yardım istedi. O da yardım etti. Çin’in ilk başkenti Çang-an
ve ikinci başkenti Lo-Yang şehirlerini isyancılardan kurtardı
(758). Bu şehirlerde 4-5 yıl oturdu. Sonra yüklü hediyelerle Ötüken’e
geri döndü. Bu tarihten sonra Çinliler bin yıl boyunca bir daha batıya doğru
ilerlemedi.
İç isyanlar sonucunda zor duruma düşen Çin’in,
Uygurlardan değil Araplardan yardım istediğini iddia edenler vardır.
Genelde İslâm tarihini yazanlar bu düşüncededirler. Halbuki Çinlilerin
daha 7 yıl önce savaştıkları Araplardan değil, Talas Savaşında
taraf olmayan Uygurlardan yardım istemeleri daha mantıklıdır.
Atilla’dan sonraki birçok Türk boyu gibi, II.Göktürkler
de yüzlerini batıya çevirmişlerdi. Ama, şans eseri aynı dönemde,
Müslümanlığın getirdiği yeni heyecanla Araplar, doğuya doğru
ilerliyorlardı. Bu nedenle Türkler, Kültigin gibi bir liderin önderliğinde
bile Arap direnişini kıramadılar. Dolayısıyla batıya doğru
fazla ilerleyemediler. Böylece iki millet birbirine rakip olmuştu.
İşte Talas savaşı, önce rekabeti giderdi. Sonra Türklerle,
Arapların birbirlerine karşı kinlerini azalttı.
Bu savaş, Türklerin geleceği üzerinde çok etkili
oldu. Orta Asya’nın Çin egemenliğine girmesi ihtimali ortadan
kalktı. Çünkü, gerek Mani dini, gerekse Budizm Çin’de hızla
yayılmaktaydı. Bu iki din de sakinliği ve yumuşak huyluluğu öğütlemekteydi.
Belki de bu anlayışlarının etkisiyle kabuklarına çekildiler.
Bin yıl boyunca bir daha ilerlemediler. Çin, eski sülâleleri
olan Han’lar döneminin (M.Ö.206-M.S.220) sınırlarına ancak
1770’lerde Doğu Türkistan’ı alarak ulaşabildi.
Göktürklerin yıkılmasından sonra bölge halkındaki
iç dinamikler yok olmamıştı. Talas Savaşından sonra Türkler,
yüzlerini tekrar batıya doğru çevirdiler. Türk boyları içerisinde
sadece Uygurlar batıya yönelmediler. Onlar genelde Çin ile
ilgilendiler. Ana Türk gurubundan ayrı ve yalnız kaldıkları için
Çinlilere (Uygurcada Hıtaylar) üstünlük sağlayamadılar.
Sonunda Çin üstünlüğünü kabul ettiler (1757). Ama kültürel
olarak varlıklarını korudular.
Diğer Türk boyları Çin üzerine artık ciddiyetle
gitmediler. 12. ve 13. yüzyıllardan itibaren de Timur’un yarım
kalan seferi hariç (1405), Türkler Çin’e bir daha sefer yapmadılar.
Türklerin yönlerini Batıya çevirerek, zamanla Ötüken Vadisini
terk etmelerinden sonra, bu bölgeye Moğollar yerleşmeye başladılar.
İsmail Hakkı Küpçü |