![]() | | |
02.07.2005 |
|
TÜRKLERİN
ZAMANA ve ŞARTLARA UYARAK
DEVLETLERİNİ
SÜRDÜRMELERİ
Türkler atı evcilleştirerek ve demir başta olmak üzere
önemli madenleri işleyerek kültürel gelişmelerinde bir merhale kat
ettiler. Bazı tarihçiler Türklerin imparatorluklar kurmalarının ana
sebebini, ata ve demire hükmetmeleri olarak gösterirler. Halbuki Türklerin
yaşadığı Asya bozkırlarında bunlara sahip başka milletler de vardı.
Örneğin Soğdlular kültür olarak Türklerden üstün gösteriliyordu.
Ama bugün böyle bir millet yok. Diğer taraftan Moğolların durumu ise
biliniyor. Sadece ani bir fırtına ve sessizlik. Demek ki, atın bol olduğu
ve demirin işlendiği her yerde kültür gelişmemiştir. İleri
bir kültürün ve kültürde devamlılığın oluşması için yalnız
maddi imkân ve ekonomik etkenler yeterli değildir.
O toplumu oluşturan bireylerin özellikleri, toplumsal dayanışma anlayışları,
yönetenlerin tutumları ve bunların birbirleriyle ilişkileri çok önemlidir. Ata hükmetme ve demiri işleme üstünlükleri sayesinde
Anadolu’ya geldikleri söylenen Türkler; İran, Orta-Doğu ve
Anadolu’da at üstünlüklerini kaybettiler. Tam bu sıralarda da biri
Batıdan diğeri Doğudan gelen iki büyük fırtınayla karşılaştılar.
Batı yönünden Avrupalıların birleşerek oluşturdukları kalabalık
ve güçlü Haçlı Seferlerine muhatap oldular. Bir asra yakın süren bu
mücadelelerden sağ salim çıktılar. Tam kendilerini toparlamaya başladıkları
sırada, doğudan gelen ve ani bir fırtına gibi patlayan Moğol istilası
ile karşılaştılar. Moğollar, Anadolu’ya girdikleri tarihlerde
Avrupa’da Split şehrine kadar ilerlemişlerdi. Karşılarında da hiçbir
kuvvet kalmamıştı. Bu konu ve Avrupa’nın şansı hakkında kitabın
Moğol Hanı Ögeday’ın Ölümü bölümünde daha geniş bilgi
verildi. Asya ve Avrupa’da bütün halkların titrediği, güçlerinin
doruğundaki Moğolları yine Türkler yendi. Mısır’daki Memlûk Türk
Devleti’nin Harizmli (Orta Asya’nın batısı) komutanı Kutuz
(Arapların kayıtlarında El-Muzaffer Seyfüddin Kutuz) yenerek onları
durdurdu. 1260 yılındaki Ayn-Callud denilen bu olaydan sonra Moğollar bir daha kendilerini
toplayamadılar. Dolayısıyla bu savaş dünya
tarihindeki en etkili olaylardan biri oldu. Böylece
hem Ortadoğu bölgesinin Hıristiyanlaşmaya başlamasını durdurdu, hem
de Türklerin tekrar ilerlemelerine vesile oldu. Üst
üste gelen Haçlı Seferleri ve Moğol fırtınası, at üstünlüklerini
de kaybetmiş olan Türk dehasını solduramadı. Moğolların
da durdurulmasından sonra, görünüşte solgun olan Türk dehası,
yeniden yankılanmaya ve tarih sayfalarını doldurmaya başladı. Türkler
gittikleri yerleri sahiplendiler. Zamanın şartlarına uyarak yöneticilik
yaptılar. Bilgiye önem verdiler. Adaletli davrandılar. Çağın
teknolojilerinden ve bilgili insanlardan yararlanmasını bildiler. Bu
gibi özellikleri sayesinde yeniden kalkındılar ve hızla geliştiler.
İlimde ileri gittiler. Zamanlarının en büyük rasathanelerini
kurdular. Baruta sahip oldular. Türkler, inançlarıyla
teknolojiyi birleştirdiler.
Sanatta, mimaride, edebiyatta, düşüncede dünyaca ünlü eserler
verdiler. Dünyaca ünlü dehalar çıkardılar. Ancak Moğolların,
imparatorluk kurarken başlangıçta sergiledikleri
acımasız ve herşeyi yok edercesine davranışlarından en çok
Uygurlar, Kazaklar ve Kırgızlar, Özbekler etkilendiler. Bu nedenle adı
geçen Türk boyları kendilerini zor toparladılar. Emir Timur, Çin
yerine Batıya yönelseydi, belki bu gurupların milletleşmeleri hızlanırdı. Kitabın ilgili bölümlerinde belirtildiği gibi, Fatih
Sultan Mehmet’ten itibaren yabancı kökenli insanlar en üst görevlere
gelmeye başladı. Türk beyleri ve ileri gelenleri geriledi. Zaman
ilerledikçe yabancı kökenlilerin sayıları ve etkinlikleri hızla arttı.
Diğer taraftan kurulma şekli yanlış olan Yeniçeriler, zaman içerisinde
etkili güç haline geldiler. Halbuki Türk tarihinde böyle bir uygulama
hiç görülmemişti. Tek güç haline gelen Yeniçeriler her türlü gelişmeye
ve teknolojiye başkaldırdılar. Böylece, padişahlar zayıfladıkça,
önce Osmanlı sülalesini sonra Devleti zayıflattılar. Türk
halkı kendi devletleri olan Osmanlılarda, zamanla yönetimden ve ordudan
uzaklaştı. Bunun sonucunda, devletleri ve kendileri zamana uyum sağlayamadılar. Aksine bilimin çekirdeğini kaybettiler. Sanatta,
mimaride, edebiyatta ve düşüncede gerilediler. Hilafetin İstanbul’a
gelmesinden sonra, Türk olmayan yöneticilerin de etkisiyle halk, dinin
bağnazca uygulanışının yani, taasubunun etkisinde kaldı. Halbuki bu
dönemlerde Avrupalılar, yeni keşfettikleri yerleri sömürerek yavaş
yavaş geliştiler. Dolayısıyla aradaki fark Türklerin aleyhine olarak
gittikçe açıldı. Yeniçeri ordusunu kaldıran
Sultan II. Mahmut’tan sonra üst yönetimlerdeki Türklerin sayıları
artmaya başladı. II. Abdülhamit’in eğitime verdiği önem sonucunda
Türklerin içerisinden vatansever aydınlar yetişmeye başladı. Bu
insanlar bitmek üzere olduğunu gördükleri imparatorluklarını ayakta
tutabilmek için üstün bir gayretle mücadele ettiler. Belki başaramadılar
ama, yerine her yönüyle yeni bir devlet kurmayı başardılar. Kurtuluş
Savaşını vahim şartlar altında kazanan Türkler,
yeni devletlerini kurdular. Artık devleti yönetenlerin çoğunluğu Türk
kökenli olmaya başladı. Bunun sonuçları kısa sürede alındı.
Halbuki hiçbir sermayeleri yoktu. Maddi birikimleri kalmamıştı. İnsanları
okumamıştı. Sanayileri sıfır noktasındaydı.
Etrafları düşman doluydu. Halkı dinin batıl inançlarının ve
taasubunun etkisi altındaydı. Buna rağmen, yine
zamana uyum sağladılar. İslâmiyet anlayışını batıl
inançlardan kurtararak diğer devletlere örnek bir yapıya kavuşturdular.
Hiçbir yardım almadan, hiçbir eski borcu inkâr etmeden, her türlü
aleyhte şartlara, Marksistlerin ve PKK’nın engellerine rağmen gelişmelerini
sürdürdüler. Bugün karşılaşılan en önemli sıkıntı, Batının
maddeci anlayışının Türkler
üzerinde egemen olmaya başlamasıdır. Yöneticilerin, aydınların ve
halkın ileri gelenlerinin önemli bir kısmı, kendi güzelliklerini göremediler.
Batının kazancı
tamamen “kâr” gören ve ötekini ezen düşüncesinin büyüsüne kapıldılar.
Turgut Özal döneminden sonra bu büyü, halk arasında da hızla yer
edinmeye meyletti. Haksızlık ve yolsuzluklar arttı. Halbuki bazı Batılı düşünürler, kendi insanlarının
anlayışlarının, dünyanın geleceği için çok büyük tehlike oluşturduğunu
dile getirmektedir. Dünya süratle “gösteri toplumu” olmaya doğru
gitmektedir. Sanal ekonomi ile beslenen kâr hırsı öteki dünyayı yok
etmeyi hızlandırmaktadır. Bu konuda kitabın Batı Medeniyetinin Bugünkü
Durumu bölümünde ayrıntılı bilgi verildi. Böyle bir ortamda Türklerin
eski anlayışları, davranışları ve özellikleri dünyanın geleceğini
aydınlatacak en kuvvetli ışıktır. Çünkü Türkler, bazı Doğulu
milletlerden farklıdırlar. Yani mistik ve tamamen duygusal değildir.
Batılılar gibi tamamen maddeci hiç değildirler. İki ayrı yapının
sentezini bünyelerinde yapmış durumdadırlar. Türk anlayışı sanki, beynin sağ ve sol loblarının fonksiyonlarını
birleştirmiş gibidir. Türkiye’de son yıllarda haksızlık ve yolsuzlukların
artarak, sıkıntıların çoğalmasının önemli bir nedeni daha var.
Nasıl Osmanlılarda duraklama ve gerileme dönemlerinde iktidara daha çok
kendisini Türk hissetmeyenler geldiyse, Türkiye’de de benzer durum oluşmaya
başladı. İmkânların kıt olduğu ülkede, hak ettiklerinden daha çoğunu
almak isteyen bazı kişiler, gurupçuluk duygularını sömürmeye başladılar.
Bu anlayış siyasette, bürokraside, sivil kuruluşlarda, vakıflarda
velhasıl hemen her yerde dengeleri bozmaya başladı. Kültürel, sosyal
veya başka bir gurupçuluk ruhu ile olayları dar çerçevede değerlendirme
anlayışı, etkisini artırıyor. Dolayısıyla bu küçük gurupculuk
anlayışı ölçüyü kaçırdığı için, Osmanlı Türklerinin son dönemlerinde
olduğu gibi, Türkiye Türklerinin de zamana ve şartlara uyarak
devletlerini sürdürmelerine ayak bağı oluyor. Ama tarih içerisinde hiçbir sebep Türklere uzun süreli ayak bağı
olamamıştır.
Başa Dön | "Türklerde Devletlerini Sürdürme Geleneği" makalesini yazdır
|
Son Güncelleme 02.07.2005