1853 yılında Amiral Perry’nin “kara
gemileri” Yokohoma limanına gelene kadar, Japonya’nın yabancılarla
ciddi bir teması olmadı. Tarihinde, M.S. 7. yüzyılda Çinlilerle
kısa süren çatışmaları görülür. Ancak, Japonlara yapılan
en ciddi tehdit, Kubilay Handan geldi. Çin’i egemenliği altına
alan Moğol hanı Kubilay Han 1274-1281 yılları arasında,
Japonya’yı ele geçirebilmek için donanma oluşturdu.
1274’deki 30.000 kişilik kuvvetle yapılan ve anlaşılmaz bir şekilde
ertesi gün geri çekilen ordu, ilerisi için Japonların tedbir
almalarını sağlamıştı. Buna rağmen Büyük Larousse
Ansiklopedisine göre, 1281’de Kubilay’ın ordusu Korelilerle
birlikte, 140.000 kişilik güçle Kyuşu’nun kuzeyine iki
noktadan çıktılar. Fakat, tam Japonları yenmek üzereyken çıkan
beklenmedik bir tayfunda gemilerinin çoğu battı. Geri döndüler.
(J.P. Roux ise (s.164), Kore’nin o dönemde Kubilay Hanın
egemenlik alanında olduğunu yazar. Ama bu durum varit olsa bile,
olayın şeklini değiştiren bir açıklama değildir.)
Japonya, çok sayıda adadan oluşan dağlık,
verimsiz yerlerden müteşekkildi. Stratejik bir özelliği de
yoktu. Bu nedenle Kubilay Han, Japonya’yı almaktan vazgeçti.
Daha sonraki yıllarda, geniş Çin ve Orta Asya bozkırları,
verimli topraklar dururken, başka hiç kimse adalar topluluğu dağlık
Japonya ile ilgilenmedi.
Dolayısıyla Japonya, yüzyıllar boyu hiçbir dış
temas olmadan içe kapalı yaşadı. Toprak beylerinin (daimyo) ve
aristokrat bir savaşçı kastın (samurai) oluşturduğu dağınık
düzenleri vardı. Merkezileşemeyen bir feodal oligarşi tarafından
yönetildi. Toprak bütünlüklerinin olmayışı, çok sayıda
adadan oluşmaları da merkezileşmemede etkili oldu. Karel Van
Wolferen’e göre (s.41) Japonlar, devlet anlayışına ihtiyaç
duymadılar. Böylece başkalarına benzemeyen karmaşık bir
dilleri ve kendilerince benzersiz addettikleri kültürleri oluştu.
1853’teki yabancılarla ilk temas şokunu çabuk
atlattıktan sonra, bir dış politikalarının olması gerktiğini
gördüler. K.V. Wolferen’e göre (s.44) yabancıların desteğiyle
oligarşik bir yönetim oluştu. Bilhassa İmparator Mutsuhito
(1868-1912) döneminden itibaren yöneticiler büyük bir değişim
gerçekleştirdiler. Hızlı gelişmenin olduğu Meiji (Aydın Hükümet
Çağı) döneminin yaşanmasında önemli pay imparatorun idi. Bu
sebeple öldükten sonra meicitenno (aydın imparator/göğün oğlu)
adıyla anılmıştır. Bu dönemde aydınlar, Japonya’nın
lehine karaları cesaretle uyguladılar. Zaman zaman yenilikleri
kabul etmeyen halk ve samuraylar direndi. Bazı Japon seçkinleri de
muhalefet ettiler. Aydınlar, bütün bu direnişleri kırmak için,
mücadelelerinde inançlı davrandılar. Halkın direnmesini normal
karşılamak gerekir. Çünkü Japonya’da çağdaşlaşma,
insanlar ve halk istediği için yapılmadı. “Devlet” buna
gerek duyduğu için çağdaşlaşmaya çalışıldı. (Aynı
Osmanlı’nın son dönemleri ve Türkiye Cumhuriyeti’nin başlangıcında
olduğu gibi)
Aydınların bu mücadelesi ve imparatorun da
desteği işe yaradı. Japonya’nın maddi gelişmesi Avrupalı
devletlerinkinden daha hızlı ve kararlı oldu. Paul Kennedy’ye göre
(s.241), eğitime çok büyük önem verildi. Okur yazar sayısı hızla
arttı. Takvim değiştirildi. Giyim kuşam değiştirildi.
Avrupa’nınkine benzer bir bankacılık sistemi getirildi.
Bilhassa İngiltere ile yaptıkları mal ithalatı antlaşmalarına,
alışılmadık maddeler koydurdular. Belli bir miktar dış alım için,
belli sayıda insanına İngiltere’nin ihtisas düzeyinde eğitim
vermesini istediler. Subaylarını eğitim için Batılı ordu ve
donanma akademilerine gönderdiler. (Japonların bu uygulamaları
ile Türkiye Cumhuriyeti’ninkiler benzer. Tek farkları, Japonların
yaptıkları ithalat antlaşmalarına koydurdukları şartlar. Eğer
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş yıllarında devletin ciddi ithalat
yapabilecek kapasitesi olsaydı, belki böyle bir şart düşünülebilirdi.)
Devlet, ekonomi alanında yaptığı yatırımlarda,
Japon müteşebbisleriyle ortak çalıştı. Halk da iyi çalıştı.
Ancak Japonlar, kısa bir süre sonra üstünlük hevesine kapıldılar.
Önce 1894 yılında, Kore için Çin ile savaştılar. Daha sonra,
Ruslara karşı, İngilizlerle müttefik oldular. 1904-1905 yıllarında
İngilizlerden destek alarak Mançurya’da Ruslara saldırdılar.
Rusları yendiler. Japonlar, bu savaşta süngüyle öne atıldılar.
Ruslar barutla ve hatta makineli tüfekle cevap verdiler. Ama sonuçta,
onbinlerce Japon askeri ölmesine karşın samurai ruhu savaşı
Japonlara kazandırdı. Bu olay Japon milliyetçiliğinin önemli
bir zaferi oldu. Japonlar “Güçlü ordu, zengin ülke”
sloganını geliştirdiler. Sadece yatırımlar için değil,
artık ordu için de dış borç almaya başladılar.
Japonya’daki Meiji dönemindeki gelişme hakkında
bilgi sahibi olmak için Paul Kennedy’nin verdiği (s.234) bazı
ekonomik verilere bakmak yerinde olacaktır.
Demir-çelik üretimleri: 1890’da 0.02 milyon
ton iken, 1913’te 0.25 milyon tona ulaştı. Aynı dönemde İngiltere
8 milyon tondan 7.7 milyon tona düştü. Rakamlar arasındaki fark
Japonya’nın başladığı yeri göstermesi bakımından önemlidir.
Enerji tüketimleri: 1890’da 4.6 milyon
metrikton iken, 1913’te 23 milyon metriktona çıktı.
Kişi başına sanayileşme düzeyleri (1900 yılında
İngiltere 100 kabul edilerek) : 1880’de 9 iken 1913’te 20 oldu.
Bu gelişmeler olurken güçlü ordu kurma
arzusuna kapıldılar. 1890’da 84.000 kişi olan toplam personel
sayısı 1900’de 234.000, 1910’da 271.000 kişiye yükseldi.
Savaş gemilerinin toplam tonajları da hızla arttı. 1880’de
15.000 ton iken, 1910’da 496.000, 1914’te 700.000 tona çıktı.
Bu artış aslında gelişmelerini yavaşlattı. Ancak I. Dünya
Savaşı sırasındaki şansları gelişmelerini sürdürmelerini sağladı.
(Bu konuda “I. Dünya Savaşı Ve Türkler” adlı makalede daha
geniş bilgi verilmiştir.)