![]() | | |
08.08.2010 |
|
GASPIRALI
(BAHÇESARAYLI) İSMAİL’İN FİKİRLERİ VE KİŞİLİĞİ
Öncelikle yazının başlığındaki Bahçesaraylı sözünü açıklayalım.
Ünlü Türk düşünürü İsmail Beyi anlatan bütün eserler Gaspıralı
veya Gasprinski olarak bahseder. Sebebi babasının köyünün adının
Gaspra ve Rus ordusundan emekli bir teğmen olan babasının namının
Gasprinski olmasıdır. Kendisi de resmi hüviyetli yazışmalarında
genellikle bu şekilde kullanmıştır. Ancak Prof. Dr. Ömer Turan’ın
bir makalesinde yayınladığına göre, Bulgaristan Türklerine yazdığı ve bütün Türklerin bir olduğunu
anlatan mektubunda “Bahçesaraylı İsmail” şeklinde imza atmıştır.
Nitekim İsmail Bey, Bahçesaray yakınında Avcıköy’de doğmuştur.
Aslında bütün Türk Dünyası tarafından tanınan büyük fikir adamını
bundan böyle “Bahçesaraylı İsmail” olarak ama Gaspıralı sözünü
parantez içerisine alarak zikretmek herhalde daha anlamlı olacaktır.
Bahçesaraylı İsmail için verilen doğum ve ölüm tarihleri
arasında eski ve yeni takvimlerle olan 13 günlük fark vardır. İsmail
Bey 8(21)Mart 1851- 11(24)Eylül 1914 tarihleri arasında her yönüyle mücadeleli
dopdolu bir hayat yaşamıştır.
Doç Dr. Pınar Akçalı’nın aktardığına göre Bahçesaraylı İsmail “Her işin bir zamanı vardır. Her zamanın
bir işi, zemin olmayınca aşığı saçmaz kişi” demiştir. İşte
ünlü fikir adamının faaliyetlerini ve yazdıklarını irdelerken bu söz
mutlaka beynimizde durmalıdır. İsmail Beyin kişiliğini anlatan diğer
bir sözü: “Milletine hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla”
ne kadar gerçekçidir.
Rus hükümetinden izin alarak 1883 yılında Tercüman Gazetesi çıkarmaya
başladığı yıllarda bölgesindeki olaylara bakarsak yukarıdaki sözlerinin
önemi daha iyi anlaşılır. Ayrıca 1918 yılında Bolşevikler tarafından
kapatılıncaya kadar 35 sene yayın yapan o dönemin belki de birkaç
gazetesinden biri olması da dikkate değerdir. O günler Rusya’da Batılılaşma
taraftarları ile Slavcıların mücadelesinde Pan-Slavistlerin etkin olduğu
dönemdi. Dolayısıyla geniş ufuk sahibi bir düşünür ve uygulamacı
olarak Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail yazılarını sürdürebilmek
için çok dikkatli bir üslup kullanmak zorundaydı.
Ünlü fikir adamı şöyle
diyordu: “Bize yasak olan bazı fikirler vardır. Bunları gelecek kuşaklara
bırakalım. Biz önce manevi birliği sağlayalım, dillerimizi birleştirelim.
Siyasi birliği başkaları düşünsün.”
Bu ince davranışlarına rağmen Rus yetkililer, Ortodoks
misyonerler, bürokratlar ve Rus milliyetçileri Bahçesaraylı İsmail’i
kurnazlıkla suçluyorlar ve büyük bir kuşku ile izliyorlardı. Hatta
yine Pınar Akçalı’ya göre düşünürün kurduğu okulların
etkisini azaltabilmek için yalnızca Müslümanlara eski yöntemle eğitim
veren yerel okullar (russkotuzemnoya) bile kurdular.
Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail’in bütün dikkatine rağmen
Osmanlı topraklarına bile Tercüman Gazetesinin girmesine bir dönem
izin verilmedi. Doç. Dr. İsmail Türkoğlu’nun bu konudaki makalesine
göre, 1888 yılında İstanbul’daki Tercüman okurlarının sayısı
15.000’ni geçmişti. Ama 11 Ekim 1888’de çıkarılan irade-i seniyye
ile Tercüman Gazetesinin Osmanlı topraklarına girmesi yasaklandı. Bu
durumu düzeltmek için çok uğraşan Bahçesaraylı İsmail 29 Nisan
1894’te II. Abdülhamit Han’ı ziyaret etmiş, tarihi önemi olan çeşitli
eserleri hediye olarak getirmiştir. Böylece muhtemelen yasak kalkmıştır.
Yine Doç. Dr. İsmail Türkoğlu’nun aktardığına göre,
hassas davranışlarına rağmen 1907 yılındaki “Dünya Müslümanları
Kongresi” toplama düşüncesi için II. Abdülhamit Han’ı ikna
edememiştir. Yıldız Sarayı dünyanın o günkü şartlarında böyle
bir teşebbüsü uygun bulmamıştı. Bu konuyu aktarmamın sebebi;
kendisi Pan-İslâmist bir anlayıştaki II. Abdülhamit Han’ın bile,
şartlar tarafından nasıl zorlandığını görerek Bahçesaraylı İsmail’in
yaptıklarının değerinin daha iyi anlaşılması için okuyucuyu düşünmeye
sevk etmektir.
Bahçesaraylı (Gaspıralı)
İsmail’in günümüzde de yaygın olarak bilinen sözü “Dilde,
Fikirde, İşte Birlik” şiarıdır. Doç. Dr. Hakan Kırımlı’nın
aktardığına göre bu deyiş ilk defa 1911 yılında Tercüman
Gazetesinin başlığının altına yerleştirilmiş olarak ortaya çıktı.
Ünlü düşünürün fikirlerini daha rahat dile getirip uygulamaya da başladığı
dönem 1905 yılında Rusya’da ilan edilen “Ekim Manifestosu” sonrasıdır.
Bu yıldan sonra İsmail Beyin diğer bir güzel yönü daha belirgin
olarak ortaya çıkmıştır. Artık Bahçesaraylı
İsmail, düşündüğünü ve gazetesinde yazdığı yöntemleri hayata
geçiren bir yapıya bürünmüştür.
Bir düşünür için bu derecede çok yönlü kişiliğe ve
kabiliyete sahip olmak çok az insana nasip olmuştur. Bu sebeple de düşünürlerin
etkileri kendileri vefat ettikten çok yıllar, belki de asırlar sonra
kendini göstermiştir. Bizim yakın tarihimize bakacak olursa büyük Türk
düşünürü Ziya Gökalp’in fikirlerini önce İttihat Terakki yönetimleri
sonrasında da Büyük Atatürk uygulama alanına taşımasaydı, etkisi
çok daha az olurdu. İsmail Beyi diğer önemli düşünürlerden ayıran büyüklüğü,
fikirlerini bizzat kendisinin uygulama alanına taşımasıdır.
Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail, birliği sağlamanın ilk adımının
dilde birlik olduğunu, geri kalmışlıktan kurtulmanın ilk yolunun da
muasır (çağdaş) eğitim sistemine geçmek olduğunu görmüştür. Bütün
ömrünü de bu düşüncelerini fiiliyata taşımakla geçirmiştir.
Hedefi; ortak edebi Türkçenin bütün Türk halklarına benimsetilmesi
ve %5’lerde olan okuma yazma oranının hızla artırılıp kadınlarla
erkeklerin eşitliğinin sağlanması idi.
Dil birliğinin hangi temelde sağlanacağı konusunda Bahçesaraylı
(Gaspıralı) İsmail’in iki
farklı düşünceye sahip olduğu konusunda iddialar vardır. Pınar Akçalı
ve Nail Tan’a göre hem Ziya Gökalp hem Bahçesaraylı İsmail, bütün
Türklerin Osmanlı Türkçesinde birleştirilmesi gerektiğini düşünüyorlardı.
Hedefleri önce, Osmanlıcadaki Arapça ve farsça kelimeleri atmak, sonra
diğer Türklerin kullandığı mahalli kelimeler yerine Osmanlıca karşılığını
yerleştirmekti. Kazak Türkü olan araştırmacı Amankos Mektep ise, tam
tersini iddia ederek, Zeki Velidi Togan’ın Ebubekir ağa Divayev’den
duyduğunu şöyle aktarır: “ İsmail iki yerde yanlış yaptı.
Birincisi Ruslara güvendi, ikincisi Kırım Tatar dilini Müslümanların
ortak dili yapmaya çalıştı.”
Eğer Bahçesaraylı İsmail’in
bütün hayatını, yazılarının ve eserlerinin tamamını dikkate
almazsak Ebubekir Ağa’nın teşhisine katılabiliriz. Çünkü bazı
yazılarında bölge halkını ikna etmek, bazı yazılarında gazetesinin
devamını sağlamak için Rusları ürkütmemek adına kendi hedefinden
farklı görünen düşünceler serdetmiştir. Ama bu özel maksatlı yazıları
hiçbir zaman bütüne şamil edilemez. Nitekim halklara özgürlük
sloganıyla gelen Bolşevikler (Komünistler) yine Amankos Mektep’in
yazdığına göre, onu Pan-Türkist ve Pan-İslâmist olmakla suçladılar.
Bahçesaray’daki evi, değerli kabri ve mezartaşı yerle bir edildi.
Kazan’da ve Almatı’da İsmail Bey’in adını taşıyan okulların,
Bahçesaray’daki müze ve diğer kültürel mekânların kapılarına
kilit vuruldu.
Diğer taraftan Kazak Türkü olan yazar Ahmet Baytursun ortak Türk
dilinin, bozulmamış ve orijinal olarak değerlendirdiği Kazak dili
olması gerektiğini savunarak, her konuda takdir ettiği İsmail Beyi
sadece bu hususta eleştiriyordu.
Bahçesaraylı İsmail’in
az bilinen diğer bir yönü, başarılı bir roman ve hikâye yazarı,
edebiyatın nazari problemleri ve eleştiri konularında önemli görüş
bildirmiş bir edebiyatçı olmasıdır. Prof. Dr. Yavuz Akpınar
bunun az bilinmesinin önemli bir sebebini, İsmail Bey’in birçok yazısı
ve eserinde mahlas isim kullanmış olmasına bağlar. En ünlü mahlâs
adının “Molla Abbas Fransevi” olduğunu yazar.
Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail’in bir diğer yönü de
tiyatro destekçiliğidir. Kırım Muhtar Cumhuriyeti Kültür Bakan Yardımcısı
iken Dr. İsmet Zaat’ın aktardığına göre, 14 Ekim 1901’de Bahçesaray’da
İsmail Beyin teşebbüsüyle ilk Kırım-Tatar tiyatrosu açılmıştır.
Amankos Mektep’in aktardığına göre Bahçesaraylı
İsmail vefat edince, Kazak Muhamedcan Seralin duygularını şöyle dile
getirir: “Rusya Müslümanları birbirinde habersiz, geri kalmış,
kimliğini bilmeyen, dünyadan ve bilimden nasibini almamış kültürsüz
bir halk idi. Bunların bir millet olduğunu anlatan, bize dünyaya varlığımızı
gösteren, başka dünyadaki bilimin ve kültürün temellerinin bizim Müslüman
ecdadımız tarafından atıldığını ortaya koyan, on yıl okuyup doğru
dürüst mektup yazamayan halka, bir yılda yazabileceklerini öğreten,
‘dilsiz halk dünyada var olamaz’ deyip halka kendi dilinin kutsal
olduğunu hatırlatan merhum Gaspıralı idi…Dilsiz halkın cansız halk
olduğunu anladık. Biz önceden ölüydük, ölü bedenimize ruh
getirdi…”
Bahçesaraylı İsmail Osmanlı yönetimi dışındaki Türk Dünyasında
belki de Muhamedcan’ın söylediğinden daha çok etkili oldu. Bolşeviklerin bütün baskılarına rağmen İsmail Beyin yaptıklarının
tesiri içten içe devam etti ve günümüzdeki anlayış oluştu.
Eski eğitim sistemimizde gerçekten insanlarımız okumayı çok
zor öğreniyorlar, yazmayı ise on yılda ancak öğreniyorlardı. Ayrıca
okullarda sadece bazı dini bilgiler veriliyor, bilimin temeli olacak
dersler ile tarih ve coğrafya gibi konular bile okutulmuyordu. Ancak
burada bir hakkı teslim etmek gerekirse, Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail’in
uyguladığı eğitim sistemi ilk defa Osmanlı’da başladı.
Doç Dr. Fahri Temizyürek’in aktardığına göre Osmanlı
Devletinde, 1866 yılında Selim Sabit Efendinin Risale-i Elifbaiyye adlı
eseri daha sonra sıbyan mekteplerinde Elifbayı Osmanî adıyla okutulur.
Buna göre p,ç,j,ñ harfleri eklenir. Cim-dal-zel diye okunuş yerine ce-de-ze
diye okunur. İsmail Bey, Selim Sabit Efendiden 28 yıl sonra 1894’te Yañı
Elifbayı Türkî adlı eserini yayınlar. İlk kurduğu cedit okulunda
Selim Sabit Efendinin yöntemini uygulayarak öğrencilerini kısa sürede
yetiştirir.
Selim Sabit Efendi 8 Mayıs 1870 tarihinde Takvim-i Vekayi
gazetesinde “Ulum-ı Terbiye-i Eftal” adıyla bir rapor yayınlar. Böylece
Osmanlı mekteplerinde usul-i cedid reform eğitiminin temeli atılır.
Fakat Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail, Osmanlı’da birçok
aydının uzun yıllar birlikte mücadele ederek başardıklarını tek başına
yaptı. Açtığı yenilikçi (cedit) okullarının sayısının
5–6 bini bulduğundan bahsedilir. Tercüman Gazetesini tek başına
vefat edinceye kadar 31 yıl sürdürür. Ayrıca Rusya Türkleri arasında
ilk kadın dergisi olan ve resimli basılan Âlem-i Nisvan’ı kızı Şefika
Hanım vasıtasıyla çıkarır. Yine ilk mizah dergisi olan “ha, ha,
ha” yayınlar. İlk tiyatronun açılmasına vesile olur.
Kazan Devlet Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Mirkasım
Osmanov, Doğu Türkistan’da cedidciliğin İsmail Bey tarafından başlatıldığını
anlatır. Bunların Uygur eğitimine, Uygur kültürüne olan tesirlerini
yâd eder. Diğer taraftan İsmail Bey 1912’de Hindistan Müslümanlarınca
açılan ilk cedit okuluna giderek maddi ve manevi destek verir. Bütün
bu sonuçlar Bahçesaraylı (Gaspıralı) İsmail’in büyüklüğünü gösterir.
Bahçesaraylı İsmail Beyi
eleştirebilmek için önce onun gerçekleştirdiklerinin onda birini
yapmak, sonra konuşmak gerekir. Çünkü o zaman bazı işleri başarmanın
zorluğu görülür. Ayrıca sizin yaptıklarınıza yüzeysel bakanların
nasıl haksız eleştiri yaptıkları anlaşılır. İsmail Beyin farklı
anlaşılmasının bir başka nedeni o dönemde yaşanan cedidci-kadimci
tartışmasının hararetidir. Kadimciler muhafazakâr insanlar,
cedidciler ise yenilikçi insanlar olarak değerlendirilir. Hâlbuki bu
tanımlama iki tarafı da tam tarif etmez. Nitekim Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere’nin
aktardığına göre Alimcan Barûdi gibi Nakşibendî şeyhi olan en
muhafazakâr reformcular ile Mercani, Rızaeddin Fahreddin ve Musa
Carullah gibi dini ıslahçılar da cedidci yelpazesi içinde yer alıyorlardı.
Yani cedidcilerin içerisinde muhafazakârından liberaline, dindarından
ateistine geniş bir anlayış vardı. Bunları eleştirenlere de kadimci
deniliyordu.
21.
yüzyılda güçlü bir Türk Dünyası isteyenler için Bahçesaraylı İsmail’in
“Dilde, Fikirde, İşte Birlik” düsturu, ulaşılmak için fedakârlık
gerektiren “Kızıl Elma” olmalıdır.
Başa Dön | "Gaspıralı İsmail Fikirleri Kişiliği" makalesini yazdır
|
Son Güncelleme 08.08.2010