![]() | | |
11.01.2010 |
|
ANAYASA
NEDİR, NE DEĞİLDİR, NASIL YAPILMALIDIR Anayasa devlet–millet
birlikteliğini sarsılmaz yapıda buluşturan bir çatıdır. Anayasa
yaz–boz tahtası değildir.
Bu anlamda Anayasa yapmak bir ülkenin en ciddi işidir. Günümüzde
menfaat ilişkilerinin giderek yoğunlaştığı, tek lider egemenliğinin
olduğu siyasetin yapacağı iş değildir. ABD Anayasasının
kurucularından sayılan Thomas Jefferson makalelerinde, “Siyasileri
Anayasaya zincirlemek gerekir, yoksa yerler” diye yazdı. Hazırlanmasında
Jefferson, John Marshall gibi hukukçuların etkin olduğu ABD Anayasası
1787 yılında kabul edildi.
1800 yılına kadar olaylar farklı gelişti ve Jefferson, ABD Başkanı
seçildi. İki dönem başkanlık yaptı. Başkanlığı sırasında
Kongredeki gücüne dayanarak Anayasayı değiştirmek istedi. Ancak
birlikte çalıştığı arkadaşı John Marshall kendisinin yazdığı
makaleyi hatırlatınca, hemen geri adım attı. “Haklısın John,
engellemesen Anayasayı yiyecektim” dedi.
Türkiye’de TBMM’ye yeni seçilen milletvekili yemin ederken ne
diyor? ‘’…Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma…’’ diyor. Sonra
sadakatten ayrılmayacağına namusu ve şerefi üzerine yemin ettiği
Anayasayı diğer milletvekillerine bile danışmadan kendi isteğine göre
değiştirmeye kalkıyor. Ya yemin etme, ya da yeminine sadık ol!
ABD’ de Jefferson’u, John Marshall engellemiş. Türkiye’de çoğunluğu
tayinle gelen ama seçilmiş görünen milletvekillerini kim engelleyecek?
Peki, milletvekillerinin
yemin ettikleri anayasa iyi mi? Elbette değil. Ama yeni Anayasa yapma
veya değiştirme yöntemi yanlış. Yanlış olmasa -Osmanlı
Devletimizin dönemini hariç tutsak bile– 1921 den günümüze 1924,
1961, 1982 de Anayasalar yapmak zorunda kalmışız. Yapmak da yetmemiş.
Defalarca değişiklik yapmışız. Sadece 1982 Anayasasında 27 defada 84
madde değiştirmişiz.
Sonuç ne olmuş. Devlet ile millet birlikteliği sağlanmış,
demokrasi anlayışı sağlam temeller üzerine oturmuş mu? Hayır. Öyle
olsaydı bugün yine daha kapsamlı değişiklik için uğraşılmazdı.
Aslında bu durum, Anayasayı normal meclislerin hazırladığı bütün
ülkelerde benzerdir. Böyle ülkelerin meclisleri bırakın yeni bir
Anayasa yapmayı, kanunları bile Anayasaya uygun yapamamaktadır.
Yapsalardı, Anayasa Mahkemesinden geri dönmezlerdi. Böylece Anayasa
Mahkemesine ihtiyaç kalmazdı.
O halde çözüm yolu ne
olmalıdır?
Öncelikle Anayasa, seçilen demokrasi sistemine uygun olmalıdır.
Dünyada uygulanan üç tip demokrasi vardır. 1.
Parlamenter
sistem (Ör: Türkiye) 2.
Yarı
başkanlık sistemi (Ör: Fransa) 3.
Başkanlık
sistemi (Ör: ABD) Türkiye parlamenter
sistemi seçtiği için Anayasamız da bunun yapısını tanımlamalıdır.
Anayasa, ayrıntıların anlatıldığı kurallar manzumesi değildir. Bütün demokrasilerin
olmazsa olmazı kuvvetler ayrımıdır. Demokrasinin devletin bekasını
sağlarken sade vatandaşın haklarını koruyabilecek şekilde düzgün işleyebilmesi
için, bu kuvvetler birbirlerini sürekli denetleyebilmeli ve
dengeleyebilmelidir. Yani kuvvetler görünüşte ayrı olur ama
birbirlerini denetleyip dengeleyemezlerse, o sisteme demokrasi denilemez Demokrasilerde
“Egemenlik kayıtsız şartsız, milletindir.’’ Ama
gerçek anlamda kuvvetler ayrımı olmazsa “Egemenlik
kayıtsız şartsız iktidar partisi lider(ler)inindir.” şekline dönüşür. Demokrasinin kuvvetleri,
hepimizin bildiği gibi 3Y dir. Yasama–Yürütme–Yargı. Ancak bu güçlerin
ayrılığını destekleyip, çatının yıkılmasını engelleyenler ise
Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunudur. Yani sistem bir bütün
olarak kurulmalıdır. Önce idareten bir çatı ile başlayıp sonradan
eklemeler-çıkarmalar yapmak sistemi içinden çıkılmaz hale getirir. Nitekim Türkiye’de, yürütmenin
yani Başbakan ve Bakanlar Kurulunun ve hatta Cumhurbaşkanının içinden
çıktığı meclisin Anayasa yapması ve değiştirmesi sistemi çalışamaz
hale getirmiştir. Zaten 1982 Anayasası,
demokrasinin üçlü sacayağı olan kuvvetler
ayrımına, Cumhurbaşkanı ve TSK’ni de ekleyerek sistemi baştan yanlış
kurmuştur. Cumhurbaşkanı yaptığından sorumlu değildir. Ama
Anayasa Mahkemesi başkanı dâhil yargı, YÖK ve bürokrasideki
atamalarda çok yetkilidir. (Bir dönem Cumhurbaşkanının halk tarafından
seçilmesi istendi. Aynı parlamenter sistem içerisinde kalarak böyle
bir tartışmanın yapılması, demokratik sistem kurma konusunun hiç
bilinmediğini gösteriyor.) Hâlbuki kuvvetler üç
tanedir. Başka güçler eklemek sistemin dengesini bozar. Bozulan bir yapıda
tartışmalar anlamsızlaşır ve bitmez. Dengeli bir yapı için; Yasama ; yürütme ve yargıyı
denetler. Yargı
; yasama ve yürütmeyi denetler. Yürütme; yasama ve yargıyı
denetler. Demokrasinin düzgün işlemesi
için bu kuvvetler birbirlerini tek başlarına suçlayamayıp, yargılayamamalıdır. Yürütme beni halk seçti,
ben her şeyi yaparım diyemez. Çünkü parlamenter sistemde yürütmeyi(Bakanlar
Kurulunu) Cumhurbaşkanının tayin ettiği Başbakan seçer. Meclis seçilen
kabineye güvenoyu verir.(Aslında Türkiye’de güvenoyu verecek sayıyı
seçen yine aynı kişi(ler)dir). Ama yürütmenin sorumluluğu önce
meclisedir. Meclisin sorumluluğu milletedir.(Bazen 2002 seçiminde olduğu
gibi, halkın yarısı mecliste temsil edilmezse meclisin sorumluluğu
sadece kendi seçmeninedir.) Yargının sorumluluğu mevcut Anayasayadır.
Fakat sonuçta üç kuvvetin de
sorumluluğu, insanların doğuştan gelen haklarının korunmasıdır. Eğer devlet-millet
birlikteliği sağlanacaksa her kuvvet, sorumluluk ve yetkilerinin kaynağı
ile sınırlarını bilmelidir. Tek başına “dediğim dedik, çaldığım
düdük” diyememelidir. Başkanlık sistemini padişahlık
gibi gören bazı politikacılarımız var. Ama yanılıyorlar. ABD’de başkan siyasetin doğrudan içinde değildir. Ayrı seçimle
gelir. Bakanlar kurulunu siyasetin (meclisin) dışındaki insanlardan
kurar. Parti başkanları
ise en çok 2 yıllığına ve bir defaya mahsus seçilir. Görevi sırasında
ve ayrıldıktan sonra 2 sene içerisinde seçimle gelinecek hiçbir yere
aday olamaz. Partilerde delege olmak
isteyen her yetişkin, internet vb. aracılığıyla seçimlerden 30 gün
öncesine kadar müracaat ederek delege olabilir. Parti
genel merkezinin başvuranın delegeliğini kabul etmeme hakkı yoktur.
Tek şart, bir partiye başvuran aynı aday başka bir partiye başvuramaz. ABD’de Kongre yani
Temsilciler Meclisi ve Senato seçimle gelir. Meclis
kanun yaparken ABD Başkanı mecliste bulunamaz. Yani Başkan, kanun
hakkındaki tartışma ve oylamalara karışamaz. Türkiye’deki Anayasa
Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay’ın görevlerinin hepsini
birden yerine getiren organa ABD’de, Yüksek Mahkeme denilir. Bu
mahkeme 7 üyeden oluşur. Üyeler ömür boyu yani ölünceye kadar görev
yapar. Yeni üye ihtiyacı olduğunda Başkan, üç aday göstererek
yasamaya sunar. Adaylar, yasama yani Temsilciler Meclisi ve Senato ikilisi
önünde halka ve medyaya açık olarak 15 gün adeta sorguya çekilir.
Sonra Kongre tarafından birisi seçilir. ABD’de Anayasayı değiştirmek
zordur. 1787 yılından 1791’re kadar 10, 1791’den günümüze kadar
sadece 17 değişiklik yapılmıştır. Onlar da esasla ilgili değildir.
Anayasayı değiştirebilmek için hem Temsilciler Meclisi hem de
Senatonun 2/3 oyuyla tasvip görmüş bir teklif olması gerekir. Daha
sonra bu değişiklik teklifi eyaletlere gönderilir. Eyaletlerin 3/4 ünün,
yani tam 38 eyaletin kendi kanunlarına göre kuracağı kurucu
meclislerin %51 çoğunlukla kabul etmesi beklenir. Anayasada
bir maddeyi değiştirmek için yapılan bu işlemler 10–15 yıl alır.
Dolayısıyla yapılan değişiklik mevcut yürütmeye değil, halka
yarayan bir yapıda olur.
ABD’de Anayasa değiştirebilmenin bir başka yolu daha vardır. Ama o
daha uzundur. Eyaletlerin 2/3 ünün yani 34 eyaletin kurucu meclisleri
ayrı ayrı toplanıp görüşmeler yapar. Sonra Kongre’ye müracaat
ederler. Yargı; yasama ve yürütme
üyelerini tek başına yargılayamaz. ABD’de böyle bir yargılama
durumu olduğunda, 100 senatör ayrıca yemin ederek yargıç rolüne
girer. Böylece kurulan mahkemeye sadece Yüksek Mahkeme Başkanı katılır
ve yeni mahkemeye başkanlık eder. Türkiye’ de ise neyin
ne olduğu belli değildir. Karmakarışık bir yapı vardır. Durum böyle
olunca halk kurtarıcı lider peşine düşer. Karizmatik insan aranır.
Ama karizmanın sonu, daha çok
kendini bilmezliktir. Bunu Türkiye gibi ülkeler maalesef acı sonuçlarıyla
yaşamaktadır. Tek
adamlı sistemler toplumu çürütür. Dürüstlük
normal bir insandan beklenen karakter olduğu halde, tek adamlı
sistemlerde yüksek vasıf sayılmaya başlanır. Hâlbuki
demokrasi, insanların kurtarıcı aradığı bir yönetim şekli değildir.
Demokrasinin çatısı ve yapısı öyle kurulmalıdır ki, sıradan bir
vatandaş da gelse ülke yönetilebilmelidir. ANAYASA
NASIL YAPILMALIDIR Bu
meclisin adı Anayasa Hazırlama Meclisidir.
Toplumun bütün kesimleri bu meclis için yukarıdaki vasıflara uygun
kendi adaylarını belirlemelidir. Sonra bu adaylar halk oylamasına
sunulmalıdır. Böylece birkaç
liderin değil, gerçekten halkın seçtiği insanlar bu meclisi oluşturmalıdır.
Meclise seçilen kişilerin fedakârlıkları karşılığı meclisin çalışma
döneminde ve gelecek yaşamlarında maddi sıkıntı çekmemeleri için
gerekli adımlar baştan atılmalıdır. Bu meclis, mevcut TBMM ile
benzer dönemde çalışmalıdır. Her toplantısını ayrı bir şehirde
yapmalıdır. Böylece ülkenin her bölgesindeki halk ile temas kurulmuş
olur. Ama Ankara’da en az sayıda toplanmalıdır ki, diğer meclisten
fazla etkilenmesin. Anayasa meclisi 4 yıl civarında çalıştıktan
sonra konu halka anlatılmalıdır. Sonra,
son hali halkoyuna sunulmalıdır. Kesinlikle mevcut meclisin onayına
sunulmamalıdır. Mevcut meclisin bu konudaki görevi sadece, Anayasa
halkoyu ile kabul edilirse, o Anayasayı aynen onaylayarak hukuki işlemi
tamamlamaktır. Eğer Anayasa Hazırlama
Meclisinin üzerinde kesin anlaşmaya varamadığı maddeler varsa, bunlar
maddeler halinde ayrıca kısmi referandum yapılarak oylanabilir. NOT: Bu yazının
hazırlanmasında kaynak olarak Ali Rıza BOZKURT’un “Cumhur’un
Anayasası” adlı kitabından yararlanılmıştır.
İsmail Hakkı KÜPÇÜ
Başa Dön | "Anayasa Nedir, Nasıl Yapılmalıdır" makalesini yazdır
|
Son Güncelleme 02.07.2005