![]() | | |
11.01.2010 |
|
ALTINORDU
DEVLETİ’NİN ZAYIFLAMASI VE RUS BİRLİĞİ
Çok
parçalı prensliklerden (knez) oluşan Rusların, birliklerini sağlamaları Türklerin
Osmanlı Devletini kurarak Avrupa’ya doğru hızla ilerlediklerini gördük.
Çok parçalı olan Avrupa devletleri zaman zaman birleşerek Türklere
saldırdılar. Ancak, her defasında yenilerek ve toprak kaybederek geri dönüyorlardı.
Bu sırada Karadeniz’in kuzeyinde ise Altınordu Devleti vardı. Bu
devletin gücü tek tek, her bir Avrupa devletinden fazlaydı. Altınordu
Devletinin kuzeyinde ise Ruslar vardı. Bu millet
Slav kökenli ve Ortadokstur. Ruslar, kısmen Kiev ama genelde
Moskova ve kuzeyinde prenslikler halinde yaşıyorlardı. Prenslikler
birbirleriyle ve çevresindekilerle sürekli olarak savaşıyorlar, genişlemeye
çalışıyorlardı. Hatta çevrelerindeki bazı milletlerle birleşerek
Bizans’a bile saldırdıkları oldu. Fakat
Karadeniz’in kuzeyinde 4. yüzyıldan itibaren hep Türkler vardı. Sırasıyla
ve birbirine karışmış olarak Hunlar, Hazarlar, Peçenekler, Kumanlar,
İdil Bulgarları, Kıpçaklar, Altınordu Devleti bu bölgede olduğundan
güneye doğru genişleyemiyorlardı. Bahsedilen bu devletlerin tamamı Türk
kökenlidir. Son kurulan Altınordu Devleti, İdil Bulgarlarını ve Kıpçakları
yenen Moğol hanı Batu tarafından kuruldu. Ancak halkı Türk ve Müslüman
olduğu için buradaki yönetici Moğollar, kısa bir süre sonra kendiliğinden
Müslüman oldu ve Türkleşti. Bu
bölgede uzun süre egemenlik kuran Bulgar Türkleri, tarım ve sanatta
ilerlediler. Bu onları zengin, uygar ve barışsever yaptı. Bulgarların
zenginliklerini gören Ruslar, 912 yılından itibaren hep onlara saldırdılar.
921 yılında Bulgar Hanı Almış, Abbasi halifesinden İslâmiyete kabulünün
yanında, Ruslara karşı teknik yardım da istedi. Buna rağmen Ruslar, doğularındaki zenginliğe ulaşmak için Doğuya doğru
sistemli bir şekilde yürüyüş başlattılar. Rus tarihçilerine göre
Bulgarlar, Rusları engelleyecek savaşçı yapıda değildiler. Bulgarların
yerlerine kurulan Altınordu (Altın Orda, yani Altın Devleti) Moğol
Hanların hırslı insanlar olmalarından dolayı savaşçı bir yapıya büründü.
Kısa süre sonra Rus prensler, Altınordu’ya haraç verir hale
geldiler. Ancak Ruslar, Cengiz Hanın soyundan gelenlerin birbirlerine düşerek
taht kavgalarına girmelerinden yararlandılar. J.P.Roux’nun aktardığına
göre (s.183) olaylar şöyle gelişti. Ruslar 1371 yılında haraç
vermeyi kestiler. Rusları zorlamak için, Altınordu hükümdarı Mamay
bir sefer düzenledi. Mamay 1380 yılında Grandük Dimitri Donskoy’a
Kulikovo’da yenildi (Moskova’nın güneyinde). Artık Altınordu Devleti’nin sonu gelmiş gibiydi. Tam bu sırada
Timur’un koruması altındaki Toktamış Han ortaya çıktı.
Timur’dan aldığı destekle Uralları aşarak önce Mamay'a saldırdı
ve yendi. Devletin başına geçer geçmez yine Timur’un da desteğiyle,
Rusların üzerine gitti. 26 Ağustos 1382 günü Moskova’ya girdi. Toktamış
bu başarılarla yetinmedi. Daha önce Altınordu’nun hiçbir zaman
egemen olmadığı toprakları almak için etrafa saldırmaya başladı.
Aslında hemen her şeyini Timur’a borçluydu. Ancak Toktamış, başarılarının
sadece kendi üstün yeteneklerinin sonucu olduğuna inanıyordu.
Timur’un egemenlik alanına da saldırılarını sürdürdü. Timur
ise, kendisi gibi sert bir kimseden beklenilmeyecek bir sevecenlikle, onu
“oğlu saymayı” sürdürdü. Ama
Toktamış, Timur’un evi olan Maveraünnehir’e tekrar saldırınca
dayanamadı. Çünkü bu saldırı neredeyse Timur’un sonu olmak üzereydi.
Timur, savaş hilesi olarak yaptığı blöfün tutması sonucunda kendini
şans eseri kurtarabildi ve Toktamış’ı püskürttü. Artık, ona
haddini
bildirmek gerektiğine inandı. Timur 1390-1395 yılları arasında
ısrarla kaçan Toktamış’ı izledi ve savaştı. Geçtiği her yeri başkent
Saray’ı, Hacı Tarhan’ı (Astrahan), Kafkasları hep talan etti. (Astrahan,
Hazar Denizinin kuzey-batısında bir kıyı şehridir. Saray ise
kuzeyinde Volga nehri üzerindedir.) Bütün Altınordu ülkesi harap
oldu. Timur
yolda iken öldüğü Çin seferi sırasında -1405- Toktamış’ın özür
dilemesini kabul etti ve Çin dönüşünde onu tekrar tahtına geçireceğine
söz verdi. Ama ömrü yetmedi. ( Burada bir konudaki düşüncelerimi
aktarmak istiyorum. Dıştan sert tavırlı, ama içten yufka yürekli
Timur, belki de Anadolu’ya hiç gelmek istemedi. Fakat Osmanlı’da,
Yavuz Sultan Selim gibi annesi Türk olan ender padişahlardan Yıldırım
Bayezid iktidardaydı. Bayezid heyecanlı davranarak kendisinden yaşça
ve toprakça çok büyük olan Timur’a sert çıktı. Ayrıca Refik Özdek’in
aktardığına göre (cilt III, s.351),
Sırp prensi Olivera ile içkiye , zevk ve sefaya dalmaya başladı.
Bu duruma Emir Sultan ile Ahilik teşkilatı bile karşı çıktı.
Halbuki Timur’un ünvanı “din yayıcı” idi. Timur’un, muhtemelen
Toktamış üzerine sefer yaptığı dönemde Bayezid’e bir teklif götürdüğü
söylenir. Bayezid’den kendisini Büyük
Han olarak görmesini ister. Buna karşılık Avrupa’ya karşı
kendisi kuzeyden, Bayezid ise güneyden ortak hareket etmeyi teklif eder.
Bayezid bu durumu gururuna yediremez ve ret eder. Sebepler ne olursa
olsun, kader iki yiğit insanı muhtemelen istemeden karşı karşıya
getirdi.) Timur’un
Toktamış’ı ezdiği bu yıllar, şans eseri, Moskova Prensliği’nin
diğer Rus knezleri üzerinde etkili olmaya başladığı yıllardı. Böylece
Moskova Prensliği güçlenmeye başlamıştı. Bozkırda yeni bir Türk
evladının başa geçip devleti toparlayacak zamanı olmadı (Aslında
Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu’na göre (s.83); Bozkır Türk
Devletlerinde, bir Türk ailesi yıkılınca, başka bir Türk ailesi için
sorun sadece yönetim birliği, askeri gücü ve töresi ile devlet düzenini
yürürlüğe koymaktan ibaretti. Çünkü, her biri başka devletmiş
gibi görünen Bozkır Türk Devletleri arasında, kamu hukuku anlayışı,
töre uygulaması, askeri özellik yönlerinden büyük farklar yoktu.
Bozkır devletleri, çok çekirdekli sosyo-politik kümelerin işbirliği
şeklindedir. Bu işbirliğindeki siyasi esneklik, bozulan devlet düzenini
yeniden kurma ve sürdürme bakımından önemli faydalar sağlar.
Halbuki, tek çekirdekli ve köylü kültürünün oluşturduğu yerleşik
devletler, tek sosyo-kültürel çekirdek üzerine kurulmuştur. Yıkılınca
çok ağır şartlar altında toparlanabilir, belki de tamamen ortadan
kalkarlar. Bozkır devletlerinin kişilerin ölümüyle bittiği düşüncesi,
bu nedenle, yanlıştır.). Atınordu
Devleti’nde sorun, güçlü yeni bir ailenin ortaya çıkamamasıydı.
(Tıpkı Osmanlı Devleti zayıfladığında yeni bir sülâlenin ortaya
çıkamaması gibi.) Altınordu’nun
zayıfladığı bu dönemde Cengiz Han sülalesinden Hacı Giray, 1430 yılında
ayrı bir Kırım Hanlığı kurdu. Altınordu Hanlarından
Celaleddin’in oğlu Uluğ Muhammed başarılı çalışmalarına rağmen
çıkan iç karışıklıklar sırasında iktidarını kaybetti (1436).
Bunun üzerine gitti, Kazan’a yerleşti. Ayrı bir Kazan Hanlığı
kurdu (1437). Rusların üzerine yürüdü ve vergiye bağladı (1445).
Hem vergileri hem de Rusları kontrol etmek için Moskova prensliğinin sınırları
içerisinde ayrı bir devletçik kurdurdu. Başına oğlu Kasım’ı
getirdi. Ama kendisi hemen ölünce
burası da artık ayrı bir hanlık, Kasım Hanlığı oldu. Sami
Nogay’ın aktardığına göre (s.23), Edige oğlu Nurettin 1426 yılında
Nogay Hanlığını kurdu. Böylece
Altınordu Devleti; Nogay, Kasım, Kırım, Kazan Hanlıkları ve
kendisiyle birlikte beşe bölünmüş oldu. Kırım
Hanı I. Mengli Giray, Osmanlılarla iyi ilişkiler kurdu. Hattâ sonradan
Yavuz Sultan Selim’in kayınpederi oldu. Osmanlı topçu desteğini alan
Giray, Altınordu’nun başkenti Saray’a saldırdı. Altınordu hanı
Ahmet Han, Osmanlılarla dost olmak istediğinden savaşmayarak geri çekildi.
Daha sonra güçlenen Ahmet Han (1460-1481), Lehlerle anlaşarak
Moskova’ya saldırdı. Ancak Kırım Hanı, Moskova’nın tarafını
tutarak Lehlere saldırınca, Lehlerden yardım gelmedi. Han geri çekilmek
zorunda kaldı (1480). Bu olay Rus
beyliğinin bağımsızlığının başlangıcı sayılmaktadır. (Kırım
Hanının bu davranışı Osmanlıların II. Viyana kuşatması ile
sebep-sonuç ilişkileri açısından benzeşmektedir. Ancak bu davranışlar
şahısların iktidar mücadelesidir. Halkları bağlamaz.) Ahmet Han ölünce
(1481) Ruslar, Altınordu hakimiyetinden tamamen çıktılar. (J.P.Roux
(s.201), bu savaş öncesinde III. İvan’ın, Kırım Hanı ve Akkoyunlu
Uzun Hasan ile de anlaştığını yazar. Ama sebebini açıklamaz.) Bu
sıralarda Moskova Prensi III. İvan (Büyük Vasiliyeviç, 1462-1505)
iktidardaydı. İvan başa geçince önce, kuzey ve kuzey-doğu
Rusya’daki çeşitli prenslikleri Moskova’nın egemenliği altına aldı.
Böylece III. İvan, Rusları tek
bir devlet halinde birleştirdi. “Bütün Rusya’nın Çarı” ünvanını
aldı. (Adile Ayda ise (s.8), Çar ünvanını alan ilk Moskova
prensinin IV.İvan olduğunu yazar.) III. İvan soyluların topraklarını
alıp askerlerine dağıttı ve kendi durumunu sağlama aldı. Rusya’yı
Batının sanat ve kültür akımlarına açtı. Altınordu Devleti’nin
parçalanmasını ve hanlar arasındaki kavgaları değerlendirdi. Altınordu
hanı Ahmet’e karşı Kırım Hanı I. Mengli Giray ile işbirliği yaptı.
Bu çabaları sonuç verdi ve III. İvan, Altınordu Devleti’ni ortadan
kaldırdı (1502). Yerine Astrahan ve Sibir Hanlıkları kuruldu. (Yine
J.P.Roux’ya göre (s.201) 1502’de Saray’a girerek Altınordu
devletini yıkan, Rusların teşvik ettiği Kırım Hanı I. Mengli
Giray’dır.) Böylece
Altınordu Devletinin yerine kurulan hanlık sayısı altıya çıktı. Altınordu
Devleti siyaset, iktisat ve kültür bakımından Doğu Avrupa’nın en büyük
devletiydi. J.P.Roux’nun İbni Batuta’dan (1304-1377) aktardığına göre
(s.167), o zaman Saray şehri yüz bin nüfuslu bir kültür ve döneminin
sanayi şehriydi. Devletin haşmeti, Rusları da etkiledi. Rus devlet teşkilatında,
para ve vergi sistemlerinde, hattâ ordu kuruluşlarında bile Altınordu
Devleti’nin etkileri çok açık görülür. Tarihçilerdeki ortak görüş,
Rus Devleti’nin bir bakıma, Altınordu’nun
maddi ve manevi bir çok medeni anlayışının varisi olduğudur. Altınordu
Devleti’nin yıkılışı Ruslar için milat oldu. Artık Ruslar için
batıda Avusturya-Macaristan ve Osmanlılara, güneydoğuda ise, Safeviler
ve Timurlulara (daha sonra Özbekler) kadar kendilerine ciddiyetle karşı
koyacak güçte ve büyüklükte devlet kalmamıştı. Böylece
Rusların önü açılmıştı.
İsmail Hakkı Küpçü
Başa Dön | "Altınordu Devleti'nin Zayıflaması ve Rus Birliği" makalesini yazdır
|
Son Güncelleme 02.07.2005