|
İHRACATÇILARIMIZIN
GENEL SORUNLARI VE ÇÖZÜM YOLLARI
İş adamalarımızın gayretlerine rağmen ihracatımızın
istenilen seviyede olmadığı malûmdur. Ülkemizdeki ekonomik
genel şartlar üretimi değil, ticareti teşvik etmektedir. Dış
ticaret açısından ise ihracatı değil, ithalatı teşvik eder
konumdadır. Nitekim ihracatçıların önünü açması gereken Dış
Ticaret Rejimi, aksine, ithalatı teşvik etmektedir.
Diğer taraftan iş hayatını desteklemesi beklenen Finans
gurubu yani bankalar,
sanayiciyi desteklemek yerine kârlarını azamileştirecek konulara
yönelmektedir. Nitekim ülkemizdeki bütün çalışma gurupları
içerisinde krizde bile, en çok kârı bu gurup yaptı.
Bilindiği gibi, döviz kurları uzun süredir sabit
durmaktadır. Ancak bazen iniş ve çıkışlar göstermektedir. Döviz
kurunda genel anlamda sabitlik görülmesi ihracatçıyı olumsuz
etkilemektedir. Ama kısa süreli çıkış ve inişler ihracatçıyı
zarar ettirmektedir.
İhracatçılar bu sorunları aşmak için verimliliği artırmaya
çalışmaktadır. Ancak verimlilikteki artışın da bir sınırı
ve maliyeti vardır.
Döviz kurunun makul bir seviyede olması ihracatı arttırmaktan
daha çok, hedefsiz ithalatı artırır. Düşük kur uygulamalarının olduğu dönemlerde hedefsiz ithalatın
artmaması için toplumda vatanseverlik şuurunun, insanların günlük
hayatına girecek kadar gelişmiş olması gerekir.
Nitekim benzer durum Japonya’nın başına 1987 de gelmiştir.
ABD, Reagen döneminde ihracatını artırmak için doların
seviyesini %10–15 arası düşürmek ister. Ama düşüşün 16 ay
boyunca devam etmesini engelleyemez. 1 Dolar 250 Yen iken, 125 Yen
civarına iner. Bu durumda ekonomistlerin beklediği normal gelişme,
Japonların ABD’den ithalatlarının iki katına yakın artmasıdır.
Ama bırakın iki katını %20 bile artış olmaz. Çünkü Japon
halkı kendi mallarını almaya devam eder.
Türkiye’de ise böyle bir vaka henüz olmamaktadır. Bazı
yöneticilerimiz ve insanlarımız bunun sebebini, ülkemizde
yeterince kaliteli mal üretilmemesine bağlarlar. Bu düşünce kısmen
doğru olmasına rağmen gerçek farklıdır.
Ülkemizdeki yatırım
malı (makine yapan makine) imalatçılarının ihracatlarının
%60‘ı ABD, AB, Rusya, Brezilya gibi devletleredir. Dolayısıyla bu ülkelerdeki
kalite ve teknolojileriyle yarışmaktadırlar. Yani bu alandaki
imalatçıların kalite sorunu çok daha azdır.
Hepimizin gözlemlediği bir husus, ithalatımızın önemli
bir bölümünün hedefsiz olduğudur. Hedefsiz ithal edilen malların
ülkemizin gelişmesine hiçbir katkısı yoktur.
Hedefsiz ithalata dikkat etmeyen bazı yöneticilerimiz ara
malları ithalatını sanayimizin kalkınmasının bir göstergesi
olarak gösteriyorlar. Ayrıca ülkemizdeki üretimin kalitesizliğine
ve fiyatlarının yüksekliğine bağlıyorlar.
Hâlbuki
küreselleşme; otomotiv sanayi gibi bazı alanlarda ara mallarının
önemli bir kısmının ithal edilmesini zorunlu hale getiriyor.
Dolayısıyla ithalatımızda ara malları ve yatırım malları önemli
yer tutmaktadır. Otomotiv sektöründe küresel anlaşmaların
zorladığı bu durum, diğer sektörlerde de çok farklı sebeplere
dayanmaktadır.
Yatırım malları üreticilerinin yukarıda belirttiğimiz
önemli ülkelere ciddi kapasitedeki ihracatlarına rağmen, iç
pazarımızdaki yatırım mallarında ithalin payı %65’tir. Bu
durumun sebebi olarak yerli üretimin kalitesi ve fiyatı gösterilirse
yanlış yapılmış olur. Bunun çok çeşitli sebepleri vardır.
İthal yatırım malı almak isteyenlere, hemen bütün ülkelerin
Eksim Bankları 2 yıl ödemesiz 7 seneye kadar vadeli ve çok uygun
şartlarda kredi vermektedir. Hatta büyük projelerde 10–12 yıla
kadar çıkarabilmektedirler. Hâlbuki yerli yatırımcı aynı
makineyi yurt içinden alırsa vadeli alabilmesinin iki yolu vardır.
Birincisi leasing sistemiyle almaktır. İkincisi yurt dışı satıcı
firmaların teklifinden daha yüksek oranda faizli krediyle ve en çok
4 yıl ödemeli almaktadır. Sanayicimiz düşük kârla çalıştığından
ve ödeme sıkıntısı yaşadığından mallar pahalı bile olsa
uzun vadede ödemeyi tercih etmek zorunda kalmaktadır.
Tarihin Aydınlattığı Gelecek kitabımda Sanayicimizi
anlatan en güzel sözün, “Sanayici
malına baka baka borç içerisinde ölür” olduğunu yazdım.
Çünkü yeni teknolojileri ve gelişmeleri takip edemeyen sanayici
ayakta kalamaz. Yeni yatırımlarını ise ancak borçlanarak
yapabilir.
İthalatın artmasının bir başka sebebi devlet kurumlarının
malzeme alış şartlarıdır. Kamu ve belediye yatırımlarının
önemli bir kısmı dış kredi ile yapılmaktadır. Bilhassa
büyük çaplı kredileri veren ülke, ihtiyaç olan makinelerin
kendi ülkesinden alınmasını şart koşmaktadır. Kamu bütçesinden
bu yatırımlara yeterince para ayrılmaması kamu kurumlarını
ithal malı almaya yönlendirmektedir.
İhracatçılarımızın önündeki bir diğer engel, aynı
zamanda ithalatın artmasına sebep olan Dâhilde İşleme Rejiminin
uygulanışıdır. Dış Ticaret müsteşarlığınca uygulanan Dâhilde
İşleme Rejimi yanlışlara yol açmaktadır. Firmalar
imalatta kullanacakları ara mallarının, %80‘ini DİR kapsamında
ithal edebilmektedirler. İthal edilen malzemeyi alırken pazarlık
gücünü arttırmak için, yurt içinde satmak üzere imal
edecekleri kısma ait ara mallarını da yine aynı firmadan sağlamaktadır.
Firmalar ithal hakkını, otomotivde %80, televizyon dalında
%72 olarak kullanmaktadır. Bu yanlış uygulamanın sonucu olarak,
bu sektörlerde yapılan ihracatlara rağmen ülkemize kalan katma
değer oranı %7’leri geçmemektedir.
Hâlbuki otomotiv yan sanayimiz AB ve birçok gelişmiş ülkeye
önemli boyutta otomotiv yedek parçası ihraç etmektedir. Eğer
yerli üretimde kalite ve fiyat sorunu olsa böyle bir ihracat
olmaz. O halde ara malı ithalatımızı DİR mevzuatı da teşvik
etmektedir. Elbette Petrol ürünleri, bazı madenler, deri, ilaç
hammaddesi, selüloz gibi önemli alanlarda ülkemizdeki üretim ve
kaynaklar yetersiz olduğundan ithalat vardır. Bu anlaşılabilir.
Ama ülkemizin gelişmiş ülkelere ihracat yapacak kalitede ve
fiyatta üretim yaptığı alanlarda, hem de yüksek oranda mal
ithal edilmesinin mantıkla açıklanabilir bir tarafı yoktur.
Bu durumun tek açıklaması vardır. Küreselleşme sonucu
uluslar arası otomotiv kuruluşları belirli ara malları üretimini,
kendi belirledikleri ülkelerde yaptırmaktalar. Dolayısıyla
otomotiv firması ihtiyacı olan bu imalatları belirlenen ülkelerden
yapmak zorundadır. Yurt içindeki imalat ne kadar kaliteli olursa
olsun yurt içerisinden alamamaktadır.
Dolayısıyla ithal ara malı kullanan sektörler daha hızlı
gelişiyor demek, bizi yanlışa götürür. Aksine küresel tedarik
zinciri içerisinde yer alan otomotiv gibi sektörlerin hızlı gelişmesi,
ara malı ithalatımızı hızla arttırmaktadır.
İhracatçılarımızın diğer bir sorunu şöyledir. Makine
sektörü bilhassa özel maksatlara uygun makine imalat sektöründe
işçilik payı %35’lerden fazladır. Seri üretim yapılamaz. Ülkemizdeki
ücretler üzerindeki vergi, SSK ile ek sosyal haklar rakiplerimize
göre işçiliği pahalı hale getirmektedir. Dolayısıyla bilhassa
döviz kurlarının düşük olduğu dönemlerde işçiliğin yüksek
oluşu maliyetleri döviz bazında artırmakta, işçiliği ucuz
olan ülkelerle rekabeti zorlaştırmaktadır.
Öte yandan ABD, AB gibi gelişmiş ülkelerin gümrüklerinde
sıkı denetimin yanında piyasa gözetimi ve denetimi de etkindir.
Türkiye’deki denetimler bu etkinlikte olmadığından, kalitesiz
mallar sanki kaliteliymiş gibi ülkemize çokça girebilmektedir.
Görüldüğü gibi, SADECE İSTATİSTİK RAKAMLARLA YORUM
YAPMAK YANLIŞTIR. Bu rakamların arkasındaki sebepler de araştırılmalıdır.
Nitekim Merkez Bankasının bizzat kendilerinin yaptıkları
ankette bu durum görülmektedir. Merkez Bankasının yüz yüze görüşerek
145 firmayla yaptığı ankette 39 firma döviz kuru gelişiminin,
18’i DİR’in, 36 sı yurt dışı kredi imkânlarının,24’ü
çok uluslu firma yapılanmasının farklı düzeylerde de olsa, ara
mallarına yönelik ithalat kararlarında etkili olduğunu belirtmiş.
Demek ki ihracatımızın
yeterli seviyeye gelebilmesi için ihracatçıları ve imalatçıları
suçlamak yerine, görünüşün arkasında yatan gerçekleri araştırmak
gerekmektedir.
ÇÖZÜM
TEKLİFLERİ:
Çözüm, yukarıda yazdığımız gerçeklerin dikkate alınarak,
tedbirlerin ve uygulamaların yeniden değerlendirilmesidir. Yani
çözüm anlattığımız sorunların içerisinde gizlidir. Ana başlıklar
halinde şöyle değerlendirilebilir.
Dış Ticaret Rejimi ve Dâhilde İşleme Rejimlerinin tekrar
gözden geçirilmesi gerekir. En azından bu konuda gelişmiş ülkelerin
uygulamaları örnek alınabilir. DİR kapsamında ithalatın oranı
ve geçerlilik süresinin mutlaka ve hızla azaltılması şarttır.
Sanayici ihracatçılarımıza SSK, vergi, kredi gibi
konularda öncelik tanınması şarttır. İhracatın artması için
Eksim Bank vb. aracılığıyla uzun vadeli kredi verilmelidir ki,
ihracatçı müşterisine aynı şartla mal satabilsin.
İhracatçılarımızın ve dış ülkelerdeki müteahhitlerimizin
alacaklarını tahsil için yabancı ülkelerle ikili anlaşmaların
yapılması hızlandırılabilir.
Gerek gümrüklerde gerekse piyasada sıkı bir gözetim ve
denetim mekanizması kurulmalıdır.
Çok uluslu firmaların yatırımlarında verilen destek ve
teşviklerde yerli üretim kullanma oranı konusu gündeme alınmalıdır.
Çalışan herhangi bir makine vb. aletlerin ithalatına izin
vermek için ciddi tedbirler alınmalıdır. Meselâ klima, pompa,
motor vb. ithalatlarda bazı şartlar istenebilir. Bu şartlar
uluslar arası anlaşmalara aykırı olmamalıdır. İthalat henüz
yapılmadan yabancı üretici firmadan veya Türkiye dağıtıcısından
servis konusunda ciddi talepler yapılabilir. Ülkemizdeki en azından
16 büyükşehir merkezinde servis açmaları istenebilir. Ayrıca
en az 2 yıllık yedek parçanın sağlanması şartı
getirilebilir. Bu şartları yerine getirmeyenlere ithal izni
verilmemelidir.
Son iki paragrafta bahsedilen tedbirlerin ihracatla ilgisi
dolaylıdır. Ama yerli üretimi desteklemesi ve halkımızın bir
takım satıcılar tarafından aldatılmalarının önlenmesi açısından
da gereklidir.
Sanayiciler bir ülkenin görünmeyen kahramanlarıdır. Her
atölye bir kaledir. Üretim kültürünü kaybeden ülkeler tarih
sahnesinin gerisine düşerler.
Dolayısıyla eğitim başta olmak üzere bütün
sistemlerimizi, üretimin artırılması ve adaletli paylaşımı üzerine
kurmalıyız.
İsmail
Hakkı KÜPÇÜ
|